Salih Mirzabeyoğlu’ndan Okuma Kılavuzu

“- Aradığını bilmeyen, bulduğunu anlamaz.”

“- Bilgi iki çeşittir… Biri mevzuu bilmek, diğeri ise o mevzuu nereden öğreneceğini bilmek.”

“- Düşünmeden öğrenmek, vakit kaybetmektir.”

“- Okuyacağınız yazarı, arkadaşınızı seçermiş gibi seçin.”

“- Aydın insan, fikir hayatına karşı tükenmez ilgisini sürdürmek için yeterli iradesi bulunan insandır.”

“- Okuyorsan, ne karşındakileri susturmak ve bilgiçlik satmak için, ne her okuduğuna körükörüne inanmak, ne de konuşmalarına mevzu bulmak için oku. Kitap vardır, ancak tadına bakmak içindir; kitap vardır yutulmak, kitap vardır çiğnenmek ve özümlemek içindir… Başka ifadeyle; kimi kitapların ancak birkaç bölümüne göz atmalı, kimisini baştan sona şöyle bir okuyup geçmeli, pek azını da her ayrıntı üzerinde titizlikle durarak adamakıllı okumalı.”

“- Şuursuz ilim, ruhu tahrip etmekten başka bir işe yaramaz.”

“- Rousseau, kendi kendilerini yetiştirenlerin zekâlarında görülen vasfa sahipti: Yani, adı güçe çıkmış şeyleri kolayca, adı kolaya çıkmış şeyleri ise güçlükle öğreniyordu.”

“- Biz, biz oldukça başkasının düşüncesinde kendi mütalâamızı buluyoruz ve kitapları böyle okuyoruz.”

“- Olgun bir okuyucu, çok kez başkasının yazdıklarında, yazarın düşünmediği güzellikler bulur, okuduklarına daha zengin mânâlar ve renkler kazandırır.”

“- Başkalarının bilgisiyle alim olabilsek bile, ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz.”

“- Ezber bilmek, bilmek değildir.”

“- Okumak başka, sohbet başka… Okurken bir başka düşünceyle temas hâlindeyiz; ama tek başımızayız. İnsan, fikrî bakımdan çok daha güçlüdür. Konuşma, bu gücü dağıtır. Okurken sadece ilhâm alırız, kafamız dilediği gibi çalışır. Hem yalnızız, hem beraber. Bir nevi mucize!”

“- Güzel kitaplar, yazar için bir son, okuyucu için bir davettirler; suallerimize cevap vermezler. Bizde birtakım arzular uyandırırlar ve iştiyâklarımızı alevlendirirler. Yazar sözünü bitirince şaşarak farkederiz ki, hiçbir şey söylememiştir henüz…”

“- Okuduğunu tahlil etmeyen, daha önce okuduklariyle karşılaştırmayan, her ân kendi kafasını kullanmayan, zekâsını mahveder. Okumak, sayfanın bütününü, cümleleri, kelimeleri anlamaktır. Dikkat gevşeyince gölge düşünceler kalır kafada. Çabuk okuyan, dikkatini teksif edemez.”

“- Ben eserlerimi, düşünmesini bilenlere yazdım.”

“- Zahmetli, lâkin azametli çabada, tohumu serper serpmez mahsulün toplanacağını beklememeli… Bilâkis, büyük ihtimam ve sabırla çalışmalı ki, bir gün idrâk edilebilsin!..”

“- Mütefekkirin mektebi, hekimin eczanesi gibidir. Oraya zevk duymak için değil, kurtaran ıstırabı çekmek için gidilir. Birinin çıkık bir omuzu, ötekinin başında bir yarası mevcuttur; zevk, onları iyi edebilir mi?”

“- Bilmek ve yine de bilmediğimizi anlamak, en yüksek başarıdır; bilmemek ve yine de bildiğini sanmak, hastalıktır.”

“- Teferruat sizi yakalar, avucunun içine alır, sıkar… Sizinle uğraştıkça, siz de ondan sıkılırsınız… Sonra bu iş yavaş yavaş ahenk kazanır ve ayrıntılar görüş açısının oluşmasında vazgeçilmez unsur olur.”

“- O biçimde bir ruhla doğmuş bulunuyorum ki, itiraf edeyim, benim için en büyük tetkik daima, başkalarının delillerini dinlemek değil, fakat onları kendi vasıtalarımla bulmaktır.”

“- Bir güzel söz söyleme sanatı varsa, bir de güzel anlama ve dinleme sanatı vardır.”

“- Bir yazarın şahsiyetini anlarsanız, o yazarın yazdıklarını da anlarsınız.”

“- Çok sözle çok şey anlatılması kabul edilebilir; az sözle çok şey anlatılması gerekir.”

KAYNAK: Salih Mirzabeyoğlu, MARİFETNAME -Süzgeç ve Şekil-, İBDA Yay., İstanbul 1986, s. 38, 39, 42, 49, 50, 59, 63, 64, 65, 67, 70, 155, 173.